Söylenmeyenin Götürdüğü Yer: Abilene Paradoksu

Söylenmeyen Sözlerin Götürdüğü Yer: Abilene
En son ne zaman gerçekten istemediğiniz bir şeyi, “herkes istiyor” diye yaptınız?
Kaç kez kendinizi, aslında kimsenin istemediği bir etkinlikte buldunuz?
Şirketinizdeki son büyük kararın ardından, “aslında kimse bu fikri beğenmemişti” cümlesini kaç kez duydunuz?
Ya da…
Kaç kere aslında hiç istemediğiniz, ancak sevdikleriniz için yaptığınız fedakârlıkların sonucunda, yaptıklarınızın işe yaramadığını görüp, takdir edilmediğinizi hissederek hayal kırıklığıyla döndünüz?
Abilene Evrenine Hoş Geldiniz!
Abilene Paradoksu, yönetim uzmanı Jerry B. Harvey’nin 1974 yılında tanımladığı bir grup karar alma fenomeni. Harvey, Texas’ta kayınpederinin evinde otururken, kayınpederi 85 km uzaklıktaki Abilene kasabasına araba yolculuğu yapmayı önerdi. Harvey, eşi ve kayınvalidesi bu öneriyi kabul etti ve dört kişi kliması olmayan bir arabada, sıcak ve tozlu bir yolculukla Abilene’e gittiler.
Eve döndüklerinde, herkes yolculuktan memnun olmadığını itiraf etti. Kayınpeder, aslında evde kalmak istediğini ama “sıkılıyorlar” diye düşünerek öneriyi getirdiğini söyledi. Harvey ve eşi, kayınpederi istediği için gittiklerini söylerken, kayınvalidesi de sadece çoğunluğa uymak için gittiğini belirtti.
Bu paradoks, grup üyelerinin gerçek düşüncelerini ifade etmemesi ve başkalarının ne istediği hakkında yanlış varsayımlarda bulunması sonucu ortaya çıkar. İnsanlar, diğerlerinin istekleri hakkında varsayımlarda bulunur ve kendi gerçek düşüncelerini ifade etmekten kaçınır. Sonuç olarak, hiç kimsenin gerçekte istemediği bir duruma kolektif olarak sürüklenirler.
İstemediğimiz Kararları Neden Alırız?
Abilene Paradoksu, “bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” gibi basit bir durum değildir. Çok daha karmaşık bir grup dinamiği söz konusudur.
Abilene Paradoksu’nun sorumluluğu hakkında düşündüğümüzde, bunu tamamen “açık iletişimi başaramayan bir kişinin başlattığı ve diğerlerinin iyi niyetle uyduğu” bir durum olarak tanımlamak tam olarak doğru olmaz.
Bu paradoks genellikle kolektif bir iletişim başarısızlığı olarak görülür. Sorumluluk tipik olarak şu şekilde dağılmıştır:
- Öneri getiren kişi: Orijinal hikayede Harvey’nin kayınpederi gibi, bir öneri getiren ama aslında bunu gerçekten istemeyen kişi.
- Sessiz kalan katılımcılar: Gerçek düşüncelerini ifade etmekten kaçınan ve “herkes bunu istiyor” varsayımıyla hareket eden grup üyeleri.
- Grup dinamiği: Görüş ayrılıklarını ifade etmeyi zorlaştıran, uyum ve anlaşmaya aşırı değer veren kültür veya atmosfer. Burada önemli bir ince çizgi var: Uyum ve anlaşma aslında olumlu değerlerdir, ancak bunların aşırı vurgulanması, sağlıklı çatışmayı ve farklı görüşlerin ifadesini engelleyebilir. Özellikle geleneksel kodların güçlü olduğu kültürlerde, bu durum “biat kültürü” seviyesine ulaşmadan bile, otantik iletişimi ciddi şekilde kısıtlayabilir.
Başlatıcının sorumluluğu size daha büyük gelebilir, çünkü istemediği bir şeyi önererek yanlış bir yönlendirme yapmıştır. Ancak diğer üyelerin de kendi düşüncelerini ifade etmeme konusunda sorumlulukları vardır.
Transaksiyonel Analiz Perspektifinden Abilene Paradoksu
Sosyal etkileşimlerin yapısını anlamamıza yardımcı olan Transaksiyonel Analiz çerçevesinden Abilene Paradoksu’na baktığımızda, altta yatan farklı ego durumlarını ve iletişim kalıplarını görebiliriz:
- Öneri getiren kişi: Bu kişi genellikle Kurtarıcı pozisyonunda ve Besleyici Ebeveyn ego durumunda hareket eder. “Grubun iyiliği için ben bir şeyler önermeliyim” düşüncesiyle, kendi gerçek isteklerini görmezden gelir. Erken yaşam deneyimlerinden gelen “başkalarına öncelik verme” mesajını içselleştirmiş olup, kendi değerini başkalarının onayıyla ölçme eğilimindedir.
- Sessiz kalan katılımcılar: Bu kişiler tipik olarak Uyumlu Çocuk ego durumunda kalırlar. “Büyüklerin sözünü dinle”, “Sorun çıkarma”, “Uyumlu ol” gibi içsel kayıtları izleyerek, mantıklı değerlendirme kapasitelerini devre dışı bırakırlar. Kurban rolünü benimseyerek, kendi seçimlerini yapma sorumluluğundan kaçınırlar.
- Grup dinamiği: Ortaya çıkan dinamik, üyelerin tamamlayıcı transaksiyonlarda bulunduğu ve birbirlerinin davranışlarını karşılıklı olarak pekiştirdiği bir sistem oluşturur. Ebeveyn-Çocuk transaksiyonları baskın hale gelirken, sağlıklı Yetişkin-Yetişkin iletişimi neredeyse tamamen ortadan kalkar. Erken çocukluk döneminde öğrenilmiş davranış kalıpları sürdürülür. Bu dinamikte, oyunun görünürdeki kazancı “herkesin mutlu olması” iken, gerçekte hiç kimse otantik ihtiyaçlarını karşılayamaz.
En sağlıklı bakış açısı, Abilene Paradoksu’nu bireysel bir başarısızlıktan ziyade, açık iletişim kültürünün yokluğundan kaynaklanan kolektif bir fenomen olarak görmektir. Gerçek çözüm, tek bir kişiyi sorumlu tutmak yerine, herkesin içtenlikle konuşabileceği bir ortam yaratmaktır.
Transaksiyonel Analiz’in önemli konularından olan Drama Üçgeni’ne de nefis yerleşebilir bu konu aslında. Verdiğim eğitimlerde de her bir durum için yani Kurtarıcı-Kurban-Yargılayıcı için farklı bakış açıları ve motivasyonları anlatıyorum. Her bir kısım için koçluk soruları farklılaşabiliyor. Ancak burada bir toparlama yaparak bizi Abilene Döngüsünden kurtarabilecek olan ve kendimize otantik yaşam için sorabileceğimiz sorulardan bazılarını yazmak isterim.
- “Bu kararı tamamen kendiniz veriyor olsaydınız, nasıl bir seçim yapardınız?”
- “Başkalarının ne düşüneceği konusunda endişelenmeseydiniz, ne yapmak isterdiniz?”
- “Bu karara ilişkin bedeniniz size ne söylüyor? Herhangi bir gerginlik veya rahatsızlık hissediyor musunuz?”
- “Bu durumdaki varsayımlarınız neler? Bu varsayımların doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?”
- “Gerçek düşüncelerinizi ifade etmenizi engelleyen şey ne?”
- “Bu durumda değerleriniz ve davranışlarınız arasında bir uyumsuzluk görüyor musunuz?”
- “Benzer bir durumu tekrar yaşasanız, neyi farklı yapardınız?”
Bir koç olarak, danışanlarıma kendi gerçek düşüncelerini ve isteklerini keşfetmeleri, bunları ifade etme cesareti geliştirmeleri ve kararlarını başkalarının beklentilerine değil, kendi değerlerine dayalı olarak vermeleri için alan açmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Yazıyı buraya kadar okuyup “zaman kaybı” diye düşünüyorsanız, Abilene Dünyasına siz de hoş geldiniz! En azından böyle bir farkındalık yaratmış olmaktan dolayı mutluyum.
Siz genelde Abilene paradoksunda öneri getiren mi, sessiz kalan mı, grup kararına uyan tarafta mısınız?
Sevgilerimle